"Adım Zebercet. Oysa ben sizinkini bilmiyorum. Gecikmeli Ankara treniyle geldiniz üç gün önce. Kaydınızı yapamadım; adınızı söylemediniz. Döneceğinizi biliyorum gittiğiniz köyden, Hacırahmanlı'dan. Bir haftaya kadar dönerim dediniz."
Filmin başlangıcında Zebercet'in bu tiradı aslında bize filmin akışını da özetliyor. Bu adam film/kitap boyunca bu kadının gelmesini bekliyor ve bir süre sonra acı bir şekilde yalnızlığının "farkına varıyor". "Farkına varıyor" fiilini kullandım çünkü bu tür durumlarda sen farkına varana kadar aslında bir sorun yoktur. Ama farkına vardığında acı peşini bırakmayabilir. Mathieu Kassovitz abimizin ölümsüz eseri "La Haine"de anlatılan, bir gökdelenden aşağı düşen adamın hikayesine benziyor aslında. Hikaye der ki " adam düştüğü her katta kendini rahatlatmak için şunu demiş; "buraya kadar her şey yolunda. buraya kadar her şey yolunda... " ama önemli olan düşüş değil yere çarptığın andır. Yalnızlık da buna benzerdir, asıl sıkıntı yalnız olmak değil yalnızlığının farkına varmaktır.
Kitabın ve filmin ana karakteri Zebercet yalnız, monoton bir hayatı olan, iki boyutlu, öz güvensiz, pısırık, duygularını belli edemeyen ee tabi coğrafyanın ve bu özelliklerin de etkisiyle doğal olarak cinselliği keşfedememiş, yaşadığının farkında olmayan dümdüz bir adam. Nasıl böyle bir adam olduğu filmde çok kısa bir sahnede anlatsa da ailesinden ve konaktan bahsettiğinde zor bir hayatı olduğunu tahmin etmişsinizdir. Zebercet'in hiçbir yere ait olamaması, kimse tarafından görülmemesi doğumundan beri peşini bırakmaz. Okulda, askerde, gençlik yıllarında dışlanır, hor görülür. Bu sebeple aslında kitaba ismini veren otel, onun için dış dünyadan kendini koruduğu bir anayurttur.
Filmde gazeteler cinayet haberlerinden geçilmez, radyoda çalan türküler aylardır haber alınmayanlardan bahseder, sokaklarda üzerleri gazetelerle örtülü ölü bedenler yatar, hiç susmayan ve bütün kasabada yankılanan belediye anonsları yalnızca ölümlerden, cenazelerden ve kayıplardan bahseder; işlenen cinayetler, ölümler ve intiharlar aynılaşır, gerçek, fantezi ve kâbus birbirine karışır. Bu nedenle zamanın geçse bile durduğu bu kasvetli mekân filmde iyi bir şekilde işlenmiştir. Otel ve Zebercet’in geçmişinin açık bir biçimde anlatılmak istenmemesi aslında yönetmenin tercihidir. Filmin zaman ve mekân üzerinden geçmişle kurduğu örüntü Türkiye’nin yakın tarihine ve toplumsal travmalarla kurduğu ilişki, konu edindiği travmalar, yangınlar, cinayetler, intiharlar ve yıkımlar birbirine benzemektedir.
Zebercet’in gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının otele geri dönmesini kafayı sıyırana kadar beklemesini, bunun için de hazırlıklı olmak adına bıyığını kesmesini, önce kızın kaldığı odayı sonra hiçbir odayı kiralamaması, hatta kiralamamak için ışığı açık bırakmasını, hayatın farkına varıp kendince sosyalleşmeye çalışmasını, varlığını sorgulamasını hatta kendine yabancılaşmasını izledik. (Kendine yabancılaşma kısaca kişinin kendi bedenini yabancı gibi hissetmesidir diyebiliriz.) Dümdüz bir adamın hayatını anlatırken bile insanları hikayeye çekebilmek sanattır, sanat oğlu sanattır.
Filmi anlamak için bahsetmemiz gereken en önemli şeylerden biri de taşradır. Çoğu edebiyatçıya konu olan bu taşra sıkıcılığı filmde iliklerimize kadar işlenmiştir. Yetersizliği ve ruhsal çöküntüsüyle kendini gerçekleştiremeyen bir adamın merkezleşememiş bir taşrada yaşadığı bir oluş halini anlatması bakımından bu roman değerlidir. Bu taşrada rutine mâhkum olan, her günü birbirinin aynısı olan, gündeliğinden ödün vermeyen yaşam, taşra sınırları dışına çıkmanızı engeller, tabi bir de sonrasında gecikmeli Ankara treniyle bir kadın çıkagelince hadibuyur sıçtığınızın resmidir.
Zebercet ağanın filmdeki taşralılık psikolojisini filmin bana göre ikinci yarısındaki sahnelerde daha net görüyoruz. Taşrada mahrum bırakılmışlık hissi, merkez olmadığını fark ettiği merkez karşısında nasıl tepki vereceğini bilememesi, yaşadığı bu varoluş sıkıntısını sessizce yaşayarak dile getirememesi, karşıtlığıyla karşılaşmanın onda doğurduğu sıkıntıyı henüz bir öfkeye, bir hırsa dönüştürememesini bir karakter gelişimi olarak görüyoruz.
Zebercet ne ölmüştür ne sağdır...
Yorumlar
Yorum Gönder