Ana içeriğe atla

“When They See Us”

 


Giriş

When They See Us, bir dönem Amerika’da gündem olmuş, gerçek bir öyküden diziye uyarlanmıştır. Dizi, 1989’da New York Central Park’ta yaşanan bir tecavüz olayından dolayı haksız yere suçlanan beş siyahi gencin dava sürecini konu almaktadır.  Zamanında büyük yankı uyandıran bu olayda, “Central Park Beşlisi” olarak adlandırılan bu beş genç işlemedikleri bir suç yüzünden hapis yatmış ve suçsuzluklarını ispatlamak için uzun süre mücadele vermişlerdir. Dizi, bu mücadele boyunca medyanın toplum üzerindeki etkisi, insanların nasıl manipüle edildiği, adalet kavramının afro Amerikalı insanlarda ne anlama geldiğini başarılı bir şekilde işlemiştir. Coser ın “Günah keçisi” kavramının somut örneklerinin bulunduğu bu dizi Althusser’in “devletin ideolojik aygıtları ve devlerin baskı aygıtlarının” toplum üzerinde bir etkisi olduğunu gözler önüne sermiştir. Amerika’da adaletin işleyişinin kişinin etnik kimliğine ve ırka göre nasıl değiştiği, toplumda oluşan ırklar arası eşitsizliğin nasıl bir çatışmaya dönüştüğü çalışmada anlatılacaktır. Dizi Amerikan hukukunun işleyişinin sekteye uğramasını ve toplumdaki ırkçılığı açık bir şekilde işlemiştir. Dizinin en dikkat çeken yanı ise gerçek olaylara dayanmasıdır.

            Bu çalışmada Amerikan toplumundaki etnik ve siyasi ayrımcılığın geçmişi hakkında da tarihsel arka plan verilerek konunun daha anlaşılır hale gelmesi sağlanacaktır. Özellikle elitlerin kontrolünde olan kitle iletişim araçlarının ırkçı, ayrılıkçı söylemler üretmesinde nasıl bir etkisi olduğu hakkında örnekler de verilecektir. Amerika’daki ırkçılık tarihinden kısaca bahsedilecek ve siyahi insanların nasıl bir mücadele anlayışı benimsediği belirtilecektir. Amerikan toplumunun çok kültürlü bir yapısının olması da etnik ve siyasal çatışmaları tetikleyen bir etken olabilmektedir. Dizide siyahilerin mücadelesi anlatılırken siyahilerin dayanışma gruplarına ve ilişkilerine de dikkat çekilmiştir. Bu çalışma Etnisite ve Azınlıklar Sosyolojisi bağlamında incelenecektir.

Amerika’daki Çatışmaların Tarihsel Arka Planı

            Coğrafi Keşifler dönemi Avrupalılar tarafından keşfedilen Amerika kıtasının ayak basılmamış topraklarına Avrupa’dan göç akışı olmuş daha sonraları ise Avrupalılar Afrika kıtasındaki sömürge bölgelerinde yaşayan siyahi insanları gemilere bindirerek Amerika’ya götürmüşlerdir. Amerika’ya getirilen siyahi insanlar köle olarak kullanılmış ve zor koşullarda insanlık dışı muameleye maruz bırakılarak yaşamışlardır.

            Tarihte çok fazla olaya konu olan ve günümüzde de devam eden ırkçılık ve nefret suçları farklı toplumlarda farklı biçimlerde görülmektedir. Almanya’da yaşanan kundaklama olayları, Norveç’te bir ırkçının 77 kişiyi öldürdüğü olay ve ABD’ deki Klu Klux Klan (KKK) örgütünün siyahilere karşı acımasız ırkçı eylemleri buna örnek verilebilmektedir. Toplumsal ve ideolojik bir arka planın neden olduğu bu eylemler hem mağdura hem de topluma ayrımcılık ve önyargıyı yeniden üretmesiyle toplumun huzuruna, barışına ve birliğine de zarar vermektedir (2015:92).

            Siyahiler, ABD de yaşayan diğer ırklardan insanlarla karşılaştırıldığında maruz kaldıkları ayrımcılık ve ırkçılık daha net bir şekilde görünmektedir. Örneğin, siyahiler bazı hakları kazandıktan ve devlet tarafından kölelik uygulaması kaldırıldıktan sonra, beyazlarla aynı bölgede yaşamamış, kendilerine ait bölgelerde hayatlarını devam ettirmişlerdir (İnsamer:1). Örneğin, siyahi insanların yaşadığı bölgelerde konut fiyatları daha düşük olmuştur. Bunun sonucunda bu bölgelerde yaşayan beyaz vatandaşlar da bölgeyi terk etmeye başlamıştır. Ev alacak veya kiralayacak bir insan için etrafında hangi insanların oturduğu konusu önemli bir etken olmuştur (İnsamer:13). ABD’de yaşayan siyahilerin son yıllarda yaşadığı ırkçı olaylardan biri de 1991 yılında meydana gelmiştir. Siyahi vatandaş Rodney King bir polis şiddetine maruz kalmış ve buna karşılık açılan dava tüm deliller siyahi vatandaşın lehine olmasına rağmen polis memurları suçsuz bulunmuştur. Bu karar sonucunda Los Angeles da büyük olaylar çıkmıştır ve siyahiler yaşadıkları haksızlıkları protesto etmişlerdir. Günümüzde de bu ve benzeri olaylar hâlâ yaşanmaktadır ve bu konu ABD de ciddi bir sorun oluşturmaktadır (İnsamer:20).

Dizi İncelemesi

Dizinin ilk bölümünde kenar mahalle olarak adlandırılan bölgelerde yaşayan gençlerin olaya dahil olma süreci anlatılmıştır. Sürü psikolojisinin etkisiyle çocukların kalabalığı takip etmesi olayları başlatan süreç olmuştur. Harlem bölgesinde yaşayan bu insanların kimlik olgusunun nasıl olduğu da ele alınmıştır. Harlem bölgesi siyahilerin yoğun olarak yaşadığı ve suçla ilişkilendirilmeye çalışılan bir bölgedir. Dizide bölgenin insanının beyaz vatandaşlardan ayrı yaşadığı da çekilen sahnelerle desteklenmiştir.

Althusser, altyapı üstyapı arasındaki ilişkide bir karşılıklılık olduğunu ifade etmekte ve bireylerin sahip oldukları gerçek varoluş koşulları ile hayali ilişkilerinin bir temsil alanı olarak ideolojinin sürekliliğe sahip bir maddi varoluşunun niteliğini analiz etmektedir.  Bu maddi varoluşun da devletin aygıtları ve pratikleri içerisinde yeniden belirlendiğini savunmaktadır. İnsanları "özneler" olarak konumlandıran ideolojidir.  Dolayısıyla toplumsal yaşam birbirine eklemlenen bütünlüklü yapılardan oluşur. Birbirinde ayrımlaştırılamayan bu yapılar aynı zamanda ideolojinin şekillenmesine yardımcı olurken kendi niteliklerini de değiştirip dönüştürmektedirler. Dizide de devlet kurumlarının sahip olduğu ideolojiyle özneleri biçimlendirme çabası dikkat çekmektedir.  

            Althusser’in özgün yaklaşımı devletin ideolojik aygıtları ve devletin baskı aygıtları olarak kategorilendirdiği bu yaklaşımı dizinin kuramsal eleştirisinde merkez bulunacak olan kavramlardır. Bu teori hükümeti, orduyu, polisi, mahkemeleri, yönetimi vb. devletin baskı aygıtları olarak görürken eğitimi, aileyi, medyayı, sanatı vb. devletin ideolojik aygıtları olarak konumlandırmaktadır. Dizide baskı aygıtları olarak polisi ve mahkeme ön plana çıkmaktadır. Polisin çocuklara şiddet uygulaması, yanlış ifade verdirmesi ve bunları güç kullanarak yapıyor olması bir çatışma yaratmıştır. Aynı zamanda ırka dayalı bir ayrımcılık yapılarak çocukların avukatlarının davadan feragat etmesi ve yaşlarının küçük olmasına rağmen yasadışı sorgu yapılıyor olması da devletin baskı aygıtlarının rolünü göstermiştir.

 

Dizi hakkında yapılan bu çalışmada etnik sosyoloji kuramlarından elit teorisinin dizinin açıklanmasında önemli bir yeri vardır. Bu teoride asıl verilen mesaj, kişinin içinde yaşadığı siyasal ve sosyal sisteme bakılmaksızın, her zaman için bir azınlığın, çoğunluğa hükmetmekte olduğudur. Modernite, halk katılımını sözde artıramamış olan dikkate değer teknolojik ve örgütsel değişmeler getirmiş olsa da gerçekte toplumsal yapılar kararlı bir şekilde hiyerarşik kalmaya devam etmektedirler ve değişme, elitlerin siyasal güç üzerindeki sıkı kontrolleri için bir kamuflajdan öteye gitmemektedir. Modern öncesi toplumlarda olduğu gibi, modern toplumlar da elitlerin kitlelere egemen olmasına dayanmaktadır, sosyal ve siyasal düzen devamlı olarak, elitlerin kitleleri tabi kılma girişimi etrafında biçimlenmektedir. Elitlerin düz güç ve ikna gücünü kullanmaları arasındaki karşılıklı etkileşim, klasik elit teorisyenlerine göre de elitlerin kitlelere egemen olmasını açıklamada önemli bir etkendir (2018:112). Dizide de iktidarı elinde bulunduran elitlerin kitleleri kontrol etme çabası açık bir şekilde işlenmiştir. Yargı, polis ve medyayı elinde bulunduran elitler, yaşanan olayı istedikleri şekilde yönlendirmekte ve bu yönlendirmenin nasıl yapıldığını da açık bir şekilde işlenmiştir. Suçun ilk işlendiği andan itibaren mahkumlara psikolojik şiddetle başlayan dizi, bu süreçte toplumun, elitlerin, medyanın nasıl bir rol oynadığı başarılı bir şekilde aktarmıştır. 

Polisin suçun yaşanmasıyla birlikte orada bulunan siyahi ve hispanik gençleri şüpheli olarak tutuklaması, onların suç işlemeye yatkın olduklarını düşünmeleri, çoğu yerde yaşanan bir durumdur. Bu insanların günah keçisi ilan edilmeleri ise genellikle medya yoluyla yapılmaktadır. Medya, bu suçsuz çocukları hedef göstererek topluma onları suçlu olarak göstermiş ve ten renklerinden ötürü dolayı günah keçisi ilan etmişlerdir. Burada nefret söylemi tecavüze değil, siyahi insanlara yönelmiştir. Dizide Donald Trump ın gençlerin idam ettirilmesini istemesi de toplumda nefret söyleminin artmasına neden olmuştur. Bu da Althusser in bahsettiği devletin ideolojik aygıtları olan gazete, medya unsurları burada devreye girerek suçsuz gençlere yönelik nefret söylemi oluşturmuş ve toplum bazında bu insanların Goffman ın deyişiyle damgalanmalarına neden olmuştur. Beş genç hapisten çıktıktan sonra buna daha sık maruz kalmışlar, toplumda kabul görmeleri masumiyetleri anlaşılıncaya kadar devam etmiştir.

Dizide değinilen diğer bir konu ise hapishane sonrası yaşam zorluğudur. Toplum ve devlet tarafından “cinsel suçlu” olarak damgalanmış bu insanların, yeni hayat kurmada yaşadığı zorluklardan bahsedilmiştir. Burada gençlerin, kendi etnik, dini mensubiyetinden olan insanlar tarafından desteklenmesi etniklik bağlamında ABD toplumu hakkında bir analiz yapmıştır. Toplumun bu gençlere kendi ten renginden olan insanlar bile ayrılığa düşmüştür. Aynı zamanda hapis süreci boyunca bu gençlerin masum olduğuna dair söylemler üretmeye devam eden ve protestolar yapan destekçileri de olmuştur. Toplumun bu kesiminin dayanışma içinde olması Durkheim ın geleneksel toplumla bağdaştırdığı mekanik dayanışmaya örnek verilebilmektedir. Kolektif bilinç ve kolektif kimlik bireysel bilince nazaran daha ağır basmaktadır. Aslında modern Amerika toplumunda organik dayanışma baskın olsa da siyahi vatandaşların yaşadığı bölgeler imkanların kısıtlı olduğu, zor koşulların bulunduğu yerleşim yerleri olduğu için kendi aralarındaki bağlılık ve grup bilinçleri zaman zaman daha fazla olmuştur. Örneğin; ABD de yaşayan siyahilerin bulunduğu en etkili siyasal hareket “Black Panther” bunlar arasında en önemli oluşumlardan biridir.

ABD’de yaşayan Siyahi vatandaşlar gündelik ve siyasal hayatlarında maruz kaldıkları ırkçı eylemlere karşı kendilerini savunmak adına 1966 yılında Black Panther Partisi kurmuş ve sosyalist bir yapıda faaliyet yürütmüştür. Kara Panter Partisi, ABD Siyahi hareketinin ve dünyadaki etnik ve sosyalist mücadelelerin birikimlerinden esinlenmiş, onların deneyimlerinden yararlanmış bir örgütlenmedir (2015:165). Siyahi insanların fikir mücadeleleri bakımından Vietnam savaşı önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu olay aynı zamanda Sivil Haklar Hareketi kapsamında farklı eğilimlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sivil Haklar Hareketi’nin savaş konusunda tarafsız kalması gerektiğini savunan A. Philip Randolph işverenle ilk sözleşmeyi yapan Siyah sendikanın kurucularından olmuştur. Önemli siyahi liderlerden, Malcolm X ve Martin Luther King Vietnam Savaşı’na karşı olduklarını dile getirmişlerdir (2015:167).

Malcolm X ismiyle bilinen Müslüman olunca Hacı Malik Şahbaz ismini alan siyahi lider (1925-1965), Kara Panterleri etkileyen bir isim olmuştur. Malcolm X, genç Siyahları kendilerini savunmaları ve silahlanmaları konusunda ikna ederek daha aktif olmaları konusunda örgütlemiştir. Diğer siyahi liderlerin dışında, diğer etnik gruplarla saygı çerçevesinde ittifak yapılması gerektiğinden bahsetmiştir. Dizide de Hristiyan siyahiler, Müslüman siyahiler ve Hispanikler karşılıklı saygı temelinde birbirleriyle dayanışma içinde hareket etmişlerdir. Malcolm X in ölümü ise Kara panterlere bağlı silahlı örgütlenmenin doğmasına zemin hazırlamıştır (2015:169).

Siyahilere ve Hispaniklere karşı ırkçı söylemler ve eylemler yeniden üretilerek günümüzde halen devam etmektedir. ABD toplumunun çok kültürlü yapısı ve artan nüfusu sosyal eşitsizlikleri tetiklemekte ve fırsat eşitliğine aykırı gelişmektedir. Dizinin son kısmında mağdur olan gençlerin hapishane sonrası yaşadıkları süreçler de anlatılmıştır.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Severance: Eşref-i Mahluk vs Homo Economicus

  Günümüz modern toplumlarının proletaryası beyaz yakaların iş dünyası, bu dizide rahatsız edici mesajlarla, dram ve kara mizahın lokum tadında birleşmesi sonucu sürükleyici bir şekilde anlatılmıştır. Hatta Apple TV nin en baba dizilerinden biri olan bu yapıtta beyaz yaka çalışanlar kendi iş dünyasından bir şeyler bulmuş olsa gerek ki bu dizi baya tutmuş gözüküyor.  İnsan olmanın en temel özelliklerinden biri, duygu ve hislerimizi özgürce yaşayabilmemizdir. Ancak modern hayatın getirdiği hız ve koşullar bizi bu doğallıktan uzaklaştırarak her adımda orijinal benliğimizi gölgede bırakıp yeni bir kimlik yaratmaya zorluyor. Özellikle bu dönüşümün, iş yeri politikalarının bir parçası haline geldiğini ve zorunlu tutulduğunuzu hayal edin.   Dizi merkezinde bir dram barındırmakla beraber, iş hayatında sürekli duyulan "dışardaki hayatını buraya getirme" lafını severance ile yani ayırma ile kökten çözüldüğü, işverenler için "ideal şirket" ütopyasının gerçekleştiği bir evreni ...

Zebercet: Ne Ölmüştür Ne Sağdır

               "Adım Zebercet. Oysa ben sizinkini bilmiyorum. Gecikmeli Ankara treniyle geldiniz üç gün önce.                  Kaydınızı yapamadım; adınızı söylemediniz. Döneceğinizi biliyorum gittiğiniz köyden,                                    Hacırahmanlı'dan. Bir haftaya kadar dönerim dediniz."           Filmin başlangıcında Zebercet'in bu tiradı aslında bize filmin akışını da özetliyor. Bu adam film/kitap boyunca bu kadının gelmesini bekliyor ve bir süre sonra acı bir şekilde yalnızlığının "farkına varıyor". "Farkına varıyor" fiilini kullandım çünkü bu tür durumlarda sen farkına varana kadar aslında bir sorun yoktur. Ama farkına vardığında acı peşini bırakmayabilir. Mathieu Kassovitz abimizin ölümsüz eseri "La Haine"de anlatılan, bir gökdelenden aşağı dü...

Yazgı: Var Olmayı Reddetmek

                                             "Annem ölmüş bu sabah, belki de dün gece, bilmiyorum"     Albert Camus'un varoluşçuluğu absürtleştirdiği "Yabancı" isimli eserinden uyarlanan bu filmi anlamaktan ziyade sorgulamaya çalışmak önceliğimiz olacaktır.       Yabancı olmak yabancılaşmak kavramı öncelikli olarak Marx ile hayat bulsa da üretim süreçlerinde devrim yaşandığı dönemlerde Taylorizm ve Fordizm gibi işçi-tüketici, işçi-patron ilişkilerini ele alan tüm fikirlerde insanın kendi doğasına yabancılaşması olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada asıl tartışma konusu, suçun topluma yabancılaşan insanda mı yoksa onu topluma yabancılaştıran düzende mi olduğudur. Çünkü birçok filme, kurama, düşünceye konu olan yabancılaşma sürecinde sisteme ayak uyduramayan veya bu sisteme karşı olanların toplumda sosyal dışlanmaya maruz kalac...