Ölü Ozanlar Derneği bir pazar akşamı izleyebileceğiniz sürükleyici bir film. Filmin büyük bir çoğunluğunun geçtiği okul, birçok başarılı insanı yetiştiren bir nevi tarikat yurdu ve okulu gibi diyebiliriz. Çünkü tam anlamıyla Türkiye kadar seküler devlet olmayan ABD ve Avrupa'da bu tür şeyler gayet normal. Bu okulda okuyan çocuklar belli kalıplara sokularak sistemin çarkında çark olacak kadar iyi yetiştirilerek kapitalizm devamlılığı için üretilmektedir. Üretilmektedir dedim çünkü bizler ham madde olarak okullarda işleniriz. Filmin başrollerinde bir grup öğrenci ve kral bir hoca bulunmaktadır. Okul dönemlerimizden örnek verecek olursak; beden dersinden nefret edip çocukları zorla matematik dersine sokmak isteyen psikopat sınıf öğretmenlerine karşı spor ve sanatı savunan o aydın idealist öğretmen profil (bu sırada hoca dedin mi Öğretmen Kemal'i bilirim) bu filmde de başrollerimizden biri. Cahil cüheyla velilerin çocuklarının ne istediğini umursamadan onlara bir yol çizmelerinin ne anlama geldiğini ve nelerle sonuçlanabileceğini gördüğümüz bu filmde bu cahil veliler sadece filmde değil maalesef çevremizde de var hatta bu yazıyı okuyanlarda bile olabilir.
Ne istediğini bilmeyen, sadece kendine biçilen rollerle sınırlı kalan insanlar maalesef tam anlamıyla insan değildir, sürüdür. Sürüdür çünkü neyi, niçin yaptığını tam anlamıyla bilmez, bilmenin peşine de düşmez. Aslında insanların çoğu "ne istediğini ve hakiki arzusunu" bilmez. Lacan'ın dediği gibi başkalarının arzularını arzularlar ve önemsedikleri insanların arzularını taklit ederler, çünkü kendi arzuları yoktur. Bu insanların kariyer hedefleri, tatil planları, hobileri ve dinlediği şarkılar sık sık değişir. Hızlı bir şekilde bunları tükettikten sonra da tatmin olmazlar. Günümüzde boşanmaların artması da belki biraz bundan dolayıdır çünkü her şeyi hızlı bir şekilde tüketmeye meyilli angus sürüsüyle beraber yaşıyoruz. Hani insta ünlüsü turistler olur ya " 2 günde şurayı gezdim, şuraya sakın gitmeyin" diye paylaşım yaparak aile mahremini de hiçe sayan, hakikati aramayan tipler, işte onlar bu kavrama giriyorlar. Biri demiş ki Kosova'ya gitmeyin bir şey yok? Nasıl yok lan? İki insana selam verdin mi? Bir esnafla çay içtin mi? Yerel halkın yaptığını yaptın mı? Ne arıyorsun sen? Amaçsız herif...Neyse konudan biraz uzaklaştım. Bu arzusunu bilmeyen insanlar neye sahip olursa olsun tatmin olmazlar, basit bir tatil planı, ayakkabı tercihi hatta aşık olduklarını zannettikleri insanı bile kendileri seçmezler.
Filmdeki öğrenciler de aslında tam bu modelde iken onları aydınlanmaya teşvik eden Ölü Ozanlar Derneği kurucusu hocaları sayesinde kendi ilgi alanlarını bulmaya çalışırlar. Burada ailesinin tüm baskılarına rağmen tiyatro oynayan kardeşimiz, at gibi görülen çocuklarının başkaldırısıdır. Çünkü ülkemizde de çocuklarına iyilik yaptığını düşünüp aslında kötülük yapan ailelerin varlığı bir hayli fazladır. "Benim çocuğum doktor olacak" diye böbürlenirler, Türkçeden bihaber geri zekâlıdan hallice çocuklarını tonlarca para vererek hukuk okuturlar. Çocuklarının kapasitesini ve ne istediklerini önemsemeyen bazı cahil aileler yüzünden nice kardeşimiz kayboldu. Kimi mutsuz evlilik yaptı, kimi sevmediği işi yapıyor kimi de Enes Kara kardeşimiz gibi cemaat yurdunda intihar etti. Gerçi intihar değil cinayetti. Sahi siz Enes'i hatırlıyor musunuz? Asla laf söyletmediğiniz siyasilerden kaç tanesi Enes'i andı? İşte layığımız bu arkadaşlar.
Yorumlar
Yorum Gönder